Kendi Sınırını Çizen Özgürlük
27 Ağustos 2026

Kendi Sınırını Çizen Özgürlük

Bugün çok güzel bir sözle karşılaştım. Charles Bukowski der ki: "Sabahları kimse sizi uyandırmadığında, geceleri kimse sizi beklemediğinde ve ne dilerseniz yapabildiğinizde, buna ne dersiniz; özgürlük mü, yoksa yalnızlık mı?"
Şimdilerde dillerden düşmeyen; ekranları, sohbetleri ve belki de en çok kendi iç sesimizi kuşatan bir "özgürlük" kavramı var. Peki, gerçekten nedir özgürlük? Sadece dilediğin an dilediğini yapabilmek mi, yoksa insanın ne istediğinin farkına varması mıdır? Ya da daha da ötesi; ne istediğini bilip, o isteğin ardındaki 'neden'i kavrayarak harekete geçmek midir?
Çünkü ne yöne gittiğini bilmeden atılan her adım, insanı özgür kılmaktan ziyade kendi içindeki o geniş bozkırda sessizce yalnızlaştırır. Asıl özgürlük, kendi arzularının efendisi olabilmek; bir bardak çayın buğusunda neyin peşinden gittiğini ve o uzun yola neden çıktığını bilmektir.
Bukowski’nin sorduğu o ince çizgide durup bakınca insan anlıyor: Yalnızlık, ne istediğini bilmeyen bir ruhun başıboşluğu; özgürlük ise ne istediğini bilen bir kalbin kendi evini, kendi sınırlarını bulmasıdır.